Röportaj: Ayhan Ergürsel (Kurgu)-Hayal Perdesi

Ayhan Ergürsel:

“Kurgucu Sihirbaz Değildir”

SÖYLEŞİ: ZEYNEP TURAN
KORAY SEVİNDİ

Türkiye sinemasının en tecrübeli ve alanında en yetkin isimlerinden
biri Ayhan Ergürsel. Aralarında Mesut Uçakan’ın İskilipli Atıf Hoca
(1993), Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta (2007), Bal (2010), Nuri
Bilge Ceylan’ın İklimler (2006), Üç Maymun (2008), Ali Aydın’ın Küf
(2012) ve Amat Escalante’nin Los Bastardos (2008) filmlerinin de yer
aldığı birçok projede kurgucu olarak çalıştı. 2007 yılında Yumurta, 2008
yılında ise Üç Maymun SİYAD tarafından En İyi Kurgu dalında ödüle lâyık
görüldü. Ayhan Ergürsel’den tecrübelerini, genç kurguculara tavsiyelerini
ve Türkiye’de kurgu alanıyla ilgili neler yapılabileceğini keyifle dinledik.

Hikâye ve senaryoyla mukayese ederek
kurgunun tanımını yapabilir misiniz? Kurgu
sadece görüntüyle sözü birleştirmek
midir yoksa bunun ötesinde başka bir şey
midir?

Montaj ve kurguyu ayırmak lâzım. Yönetmenin
senaryo üzerinde çalışmış olduğu
bir film vardır ve bu senaryoya göre de
çekim yapılır. Senaryoya göre çekim yapıl
dıktan sonra artık senaryoya göre bağlantılar
belirlenir. Ben buna montaj diyorum.
Ama kurgunun bambaşka bir özelliği var:
Kurgu başka bir anlatımdır; filmin anlatımını
değiştirir fakat filmin ne anlatmak
istediğini hiçbir zaman aksatmaz. Görsel
olarak bağlantılar da farklı düşüncelerle,
geçişlerle gerçekleştirilir. Buna artistik
bağlantılar da diyebiliriz. Daha doğrusu
kurgu, senaryo ve görsellik üzerindeki
hikâyeyi değiştirir. Fakat hikâyeyi hiçbir
zaman zedelememelidir. Yani senaryoya
göre çekmişiniz fakat çektiğinizi alamamışınızdır.
O zaman bu, yönetmenle beraber
düşünülür, tartışılır. Filmin dünyası yönetmene
aittir; bu hiçbir şekilde değişmez.
Filmin hikâyesi yönetmenin kafasındadır;
senaryoyu da ona göre yazmıştır. Burada
sadece anlatım farklılıkları mevcuttur. Kurgu
böyle bir şey…

Kurgu genelde senaryoda var olan
sahne akışı göz önünde bulundurularak
gerçekleştiriliyor. Sahneler art arda konularak
bir film oluşturuluyor. Senaryo sizin
için ne kadar önemli bu süreçte?

Senaryo çok önemli. Ben bazen bilerek
bazen bilmeyerek yapıyorum ama senaryo
görüntüye döküldükten, çekimler
bitip görüntüler programa aktarıldıktan
sonra benim için senaryo oradadır artık.
Daha doğrusu masamdadır. Yönetmen ise
senaryoyu çekmiş zaten. Yönetmen ben
böyle anlattım der. Ama senin gibi göremi
yorum ben. Bu serbest kurguya bağlı bir
şey. Ne kadar serbest olabilirsin? Tabii ki
yönetmenle karşılıklı konuşarak… Zaten
yönetmen ben bunu istiyorum dediği zaman
herhangi bir kurgucuyla da çalışabilir.
Ama farklı bir kafayla çalışınca serbest
kurguya geçildiğini düşünüyorum.

Semih Kaplanoğlu Yusuf’un Rüyası
kitabında sizinle yaptığı çalışmaları anlatırken
“sahnelerin duygularını konuşuyoruz”
diyor. Sahnenin duygusu nedir ve
bu duyguyu nasıl ortaya çıkarıyorsunuz?

Sahnenin duygusu karakterlerin üzerindedir.
Benim için mekân tanıtımından çok
sahneyi nasıl anlattığın önemli. Semih’le
ve diğer yönetmenlerle çalışırken de anlam
çıkarmak gerekiyor. Yönetmenin ne
anlattığı düşüncesiyle hareket ediyoruz.
Peki, çekerken belli oluyor mu? Evet, belli
oluyor. Fakat karakterlerde öne çıkacak
olan ne? Bunun üzerinden gittiğinde
sahnenin anlamı çıkıyor. Sen nasıl anlatmak
istiyorsan karakterlerin de öyle altını
çizmek gerekiyor. Konuşurken basit gibi
gözüküyor ama masada çok uğraştırıyor.
Bir sahneyi iki haftada bağladığımı hatırlıyorum.
Çünkü ana karakteri değil, arkadaki
karakterleri nasıl ortaya çıkaracaksın,
önemli olan o. Sahnelerin duygusu da
karakterlerin öne çıkmasıyla ortaya çıkıyor;
bu da elindeki malzemeye bağlı. Sihirbaz
değilim ben, elimdeki malzemeyle hareket
ediyorum. Şunun altını çizmek istiyorum:
Ben mekânları çok fazla önemsemiyorum.
Karakterlerin oyunlarına dikkat ederek
sahnelerin duygusunu ortaya çıkartıyorum.

Seyirciyi hikâyenin içerisine çekebilmek
için nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Karakterleri oyunlarıyla, daha doğrusu çekilen
malzemenin oyunlarıyla montajlayıp
ortaya çıkartıyoruz. Seyirciyi içine çekmesinin
sebebi de bu. İyi bir oyun malzemen
varsa hemen halledilebilir o.

Aynı sahnenin onlarca çekimi oluyor.
Uygun görüntüyü seçerken nelere dikkat
ediyorsunuz?

Tekrarları ayıklama işlemini yönetmenle
birlikte yapıyoruz. Yönetmenle çalışırken
benden ne istiyorsun diye sorunca kafama
göre şu malzemeleri istiyorum diyorum.
Karakterlerin oyunu bizim için çok önemli,
oyuncunu ortaya çıkarmalısın. Bu montaj
masasında farklı bir yerde ortaya çıkıyor.
Benim yönetmenden istediğim şey, eğer
oyuncu orada öylece duruyorsa ben bir
de o oyuncunun ağladığı başka bir plân
isterim, onu değiştirebilirim.

Kurguya başlamak için çekimlerin
tamamlanmasını beklemek gerekir mi?

Bu yönetmenlerin isteğine göre değişiyor.
Senaryo üzerinde konuşurken burayı bir
sesli, bir de sessiz çek dediğimiz zaman
yönetmen bunu gayet iyi anlıyor. Çünkü
Kurgu başka bir anlatımdır; filmin anlatımını
değiştirir fakat filmin ne anlatmak
istediğini hiçbir zaman aksatmaz.
Görsel olarak bağlantılar da farklı düşüncelerle,
geçişlerle gerçekleştirilir.
Buna artistik bağlantılar da diyebiliriz.
Kurgu, senaryo ve görsellik üzerindeki
hikâyeyi değiştirir.
Genel bir anlatımla okuduğunuz zaman
senaryoyu, yönetmen için değil de benim
için bazı rahatsızlıklar oluyor. Zorlanacağım
yerleri söylüyorum; parasal nedenlerden
dolayı bazıları çekmiyor, bazıları çekiyor.
Sinemanın da böyle bir özelliği var.

Kurgu sırasında doğal ses, müzik veya
ikisinin birden kullanımında belirleyici bir
kural var mı?

Ben müzik kullanımından rahatsız değilim.
Müziksiz sinema yapma gibi bir kuralım
yok. Bana göre ses tasarımı senaryonun
yarısıdır. Müziği filmde dinlediğim zaman
rahatsız olmuyorum. Sadece nasıl kullanılacağını
iyi bilmek gerekiyor. Buna sadece
ben değil, yönetmen de karar veriyor. Fakat
sese daha çok önem veriyorum. Çünkü
ses tasarımının, doğal atmosferin, senaryo
gibi çalışılması gerektiğini düşünüyorum.

Atmosfer anlatımı derken ne kastediyorsunuz?

Kuş sesi, doğadaki sesler… Biz konuşurken
arkadan duyduğumuz sesler… Sadece
lâfa göre değil… Bu da bir senaryo
çalışmasıdır. Yani ses çalışmasının da bir
senaryo anlatısı olduğuna inanıyorum.

Filmin ilk ve son görüntülerinin önemi
var mı sizin için?

Var. Seyirciyi filmin başına oturtan görüntülerdir
sonuçta. Filmin ilk üç, ilk bir
veya ilk on dakikası da filmi merak ettiren
bölümler olabiliyor. Son sahnelerde de,
meselâ hayat devam ediyor denildiği zaman
da, ben bunu niye izledim, onu bana
bırak diyorum. Ama tabii bu yönetmenin
tercihi… Nuri’yle çalışırken bu çekimi
niye koydun diye soruyorum meselâ.
Uçak gidiyor, kızı orada bıraktı, çekip gitti.
Hayatın devam ettiğini anlatmak istiyorum
diyor. Semih de böyle çalışıyor. Semih’le
meselâ daha çok sahne içeriklerini tartışıyoruz.
Çok iyi bir sahneyi filmin içine
koyduğumuz zaman olmuyor bazen. Niye
olmuyor? Filmi bütün izlediğimiz zaman o
sahnenin yama gibi olduğunu görüyoruz.
Bir sahneyi ötekine bağladığın zaman bir
anlamı var belki ama biz bir bütünden
bahsediyoruz. Onun içinde nasıl durduğunu
görmek gerekiyor. O da montaj sırasında
kendisini anlatıyor.

Yönetmen, senarist ya da yapımcı kurgu
sürecine ne kadar dâhil oluyor?

Bu zaman zaman değişiyor. Ben bazen
yönetmenle yapımcının arkada kalabalık
yaptığını görüyorum. Bu kalabalık aslında
iyi bir şey değil, çünkü yorucu ve kafa
karıştırıcı. Çünkü yönetmenle kurgucunun
arasında bir ilişki vardır. Bu ilişkide tartışmalar
yönetmenle kurgucunun arasında
gidip gelir. İnce ve hassas noktalardır bunlar.
Yönetmenin dünyası ve kurgucunun
anlatmak istediği şey arasında bir gizlilik
vardır. Ama şimdi yapımcı parayı, senarist
senaryosunu, yönetmen de yönetmenliğini
düşünüyor. Peki, tüm bunların sorumlu
luğu daha çok kimdedir? Yönetmendedir.
O yüzden yönetmenle kurgucunun rahat
bırakılmasını tercih ederim. Ben karşı değilim,
oturup konuşulabilir, ancak iş uzar ve
sağlıklı bir iş çıkmaz ortaya.

Türkiye’den Nuri Bilge Ceylan, Semih
Kaplanoğlu, Ali Aydın gibi birçok yönetmenle
çalıştınız.

Eskilerden de İrfan Tözüm, Mesut Uçakan,
Nurettin Özel… Bu isimlerle beraber
çalıştığın zaman hem bir şeyler veriyorsun,
hem öğreniyorsun. Bunlar bizim ustalarımız.
Semih, Pelin (Esmer), Nuri gibi yönetmenler
de usta yönetmenler fakat burada
öğrenme yok, daha çok paylaşma var.

Meksika’dan Amat Escalante’yle nasıl
tanıştınız?

Amat’ın bir sanat yönetmeni yardımcısı
var, film çekiyorlardı. Amat çalışmak istediği
kurgucuyu Türkiye’de arıyor. Kafasındaki
yönetmenlerin kimle çalıştığına bakınca
da beni buluyor. Daha sonra çalışmaya
başlıyoruz. O zaman Üç Maymun’un montajı
bitmişti, ses çalışmaları vardı. Ben
yoğunum, çalışamam dedim. Sonra tekrar
konuştuk ve çalışmaya başladık. Los Bastardos
(2008) idi filmin adı. Cannes’da
benim için çok ayrı bir yeri var demişti
kendisi de. Birbirimizden çok memnun
kaldık. Bu kadar genç bir yönetmenin bu
denli sağlıklı bir kafaya sahip olması beni
de çok şaşırtmıştı. Ben bilgisayar programlarından
da anlamam çok fazla. Sadece
sahnelerin nasıl bağlanacağı üzerine
konuştuk. Ne anlatmak istediğini o da ben
de tercümana anlattık. O zaman ortaya
tek bir şey çıkıyor: Sinema ortak bir dil.
Yabancı dil bilmene gerek olmadan iyi bir
tercümanla iyi bir film çıkartabilirsin.

Kurgucu için yalnızca teknik bilgi yeterli
mi peki?

Bazen soruyorlar laboratuvardan film nasıl
çıkıyor diye. Bunu yirmi yıl önce sorsaydınız
size derdim ki film yıkanıyor, montajı
yapılıyor vs. Ama şimdi sorarsanız film
nasıl çıkıyor diye, tek bir cümleyle cevap
veririm: Gideceksiniz stüdyoya, film laboratuvardan
nasıl çıkıyor izleyeceksiniz.
Teknoloji sürekli gelişiyor, buna yetişemeyiz.
Bunu evinizde de yapabilirsiniz, laboratuvarlarda
da. Bu teknik süreci benim
anlatmamla öğrenemezsiniz, araştırmanız
lâzım. Makineyi de iyi bilmek yeterli değildir.
Yapmış olduğunuz kurguya arkadan
bakmak sizin için daha faydalı olur. Makinede
sadece neyi rötuşladığınızı görebilirsiniz;
genel olarak kurguyu göremezsiniz.

Kurgucunun filmin konusuna ilişkin
düşünsel bir altyapısının olması gerekir
mi? Bu minvalde genç kurguculara tavsiyeleriniz
neler?

Bu zamanla kazanılır; iş yapmakla, film
seyredip kitap okumakla gerçekleşir. Bu
altyapının da çalışılarak, üretilerek farkına
varılır. O yapıya gelene kadar kendisinin
nerede olduğunu görecek. Sadece teknik
olarak bağlantılarla mı ilgileniyorum yoksa
kendi fikirlerimi de sunuyor muyum?
Şimdi gençlere bakıyorum, kendi fikirlerini
koyuyorlar ama rastgele… Bence acele
etmelerine hiç gerek yok. Kurgucunun
çalıştığı yönetmene bakıyorum, senaryoya
göre hareket etmeye çalışıyor. Bu hem iyi
hem iyi değil. Bu mantıkla gittiğin zaman
normal bir şekilde senaryoya bağlı kalırsın.
Oysa farklı bir anlatım içine girdiğin
zaman da aynı konuyu anlatabilirsin. Bu
zamanla kazanılan bir şeydir; biz buna
merak deriz.

Biz kurgu operatörü diyoruz ama en az
yönetmen kadar sinemaya hâkim olmak
gerekiyor değil mi?

Yapımcılığa sıra geldiği zaman genelde
kurguyu en son düşünürler ve o kısma
ne ücret bırakırlar ne de malzeme. Kurgu
sadece görsellikle sınırlı değildir. Kurgu
yazıda da olur. Bir senaryo yazdığınız
zaman da kurgu yaparsınız. Bu konuştuklarımızı
sizin bir araya getirecek olmanız
da kurgudur. Kurgu bilmeyen insan yönetmenlik
yapamaz. Bir yönetmenin sağlam
bir kurgucusu olması lâzım. Anlatmak istediği
kafasındadır ama hiçbir zaman akışı
görmez, sadece çektiğini görür. Türkiye’de
herhangi bir meslek birliği de kurulmadı

Yönetmenin dünyası ve kurgucunun anlatmak
istediği şey arasında bir gizlilik
vardır. Ama şimdi yapımcı parayı, senarist
senaryosunu, yönetmen de yönetmenliğini
düşünüyor. Peki, tüm bunların
sorumluluğu daha çok kimdedir? Yönetmendedir.
O yüzden yönetmenle kurgucunun
rahat bırakılmasını tercih ederim.

ve bu meselenin üzerine gidilmiyor. Hem
kaliteli iş istiyorlar hem de bütçeyi düşük
gösteriyorlar. Bugün Ortadoğu’ya, meselâ
Suriye’ye baktığınız zaman ücretlerin bu
kadar düşük olduğunu görmüyorsunuz.
Ben kendimi ve nasıl davranmam gerektiğini
çok iyi biliyorum, fakat işin bu kısmını
önemseyemiyorum. Fakat benden sonra
gelecek kurgucuların bunu önemsemesi
gerekiyor. Ben yoruldum artık. Yönetmenlerle
yapmış olduğumuz çalışmaları, filmleri
iyi yerlere getirdik. Türkiye sinemasında
kurgu yavaş yavaş toparlanıyor. Bir televizyon
programından, haberden bahsetmiyorum.
Sinemanın çok farklı bir anlatım
dilinin olduğundan, her plânın bir anlamı
olduğundan, o bağlantılarla geçişin sağlanması
gerektiğinden bahsediyorum. İşte
bu uygulama, çalışmalar sırasında ortaya
çıkıyor. Kurguyu anlatmak kolay gözükür
ama aslında çok zordur. Türkiye’de böyle
bir anlayış yok; çok basitleştiriyorlar. Bu
doğru değil. Ben gençlerin bu konuda
daha dikkatli olmasını isterim. Ekmek her
yerden kazanılıyor, sadece cesur olun.
Filmlerinizi keserken de cesur olun ve
mantıklı bir şekilde hareket edin.

Biz çekelim de bir şekilde bağlarız
mantığı çok yaygın.

Masada kurtulur mantığı doğru değil.
Kurgucu sihirbaz değildir ki masada kurtulur
diyorsun. Efektler, programlar… Bunlar
için de bütçe gerekir. Kurguyu bu kadar
görmezlikten gelmelerine bir yandan
üzülüyor, bir yandan seviniyorum. Çünkü
gençlerin hâlâ tecrübe kazanmaları gerekiyor.
Yönetmen olman için setleri, oradaki
ilişkileri, kurgunun nasıl yapıldığını, filmin
nasıl satıldığını görmen lâzım. Bunlar beni
ilgilendirmiyor belki, evet ama işin ucunda
benim param varsa ve ben paramı alamadıysam
ilgileniyorum tabii. Rastgele yönetmenlik
olamaz, tecrübeli olmak lâzım.

Bu anlamda siz de seçici davranıyorsunuz
sanırım. Çalışmaktan memnun
kaldığınız bir yönetmenle tekrar çalışmak
istiyorsunuz.

İyi çalışan eleman evinin yolunu dahi
unutur. İyi bir sinemacı parayı da unutur.
Çok tehlikeli bir şey söylüyorum: Şimdi biz
görünürde iyi anlaşabiliriz ama işin arka
tarafında bazen anlaşmazlıklar olabiliyor.
Bunlar çift taraflı hareket edilmesi gereken
şeyler. Bunlara hiç girmek istemiyorum,
çünkü benim işim değil. Ben parayı hayatta
konuşmam. Kendimi satmayı beceremiyorum,
sadece işimi yapmaya çalışıyorum.
Ancak bu sorunu halletmeleri gerekiyor.
Çünkü bizim arkamızdan zeki, sağlam kurgucular
geliyor ve bu arkadaşlar yalnızca
kurgucu olmak istiyor. Bunları bezdirmemek
gerekiyor ve sağlıklı bir şekilde bu
para meselelerini çözmeleri gerekiyor.

Üniversitelerdeki sinema eğitimini yeterli
görüyor musunuz peki? Özelde kurgu
üzerine pek eğitim yok sanki…

Var aslında. Öğrencilere baktığınız zaman
çok iyi program kullandıklarını, akademik
bilgilerinin iyi olduğunu görebiliyoruz.
Kurgu üzerine eğitim var, ama biraz zamana
da ihtiyaç var tabii.

İleride bir meslek birliği oluşturulması
için umut var o hâlde…

Umut var tabii, ama bunlar kendi durumlarını
dile getiremez, meslek seçemezlerse
ileride bu iş basitleşecek. O zaman ben
de bir kurgu programı çıkarayım, sen resimleri
çiz, diyalogları yaz, program kendiliğinden
yapsın.Sürece bakılırsa oraya doğru bir gidiş var.

Senaryo da, yönetmenlik de oraya doğru
gidiyor. Ne kadar çok ekmek yiyebilirler
diye bakınca bu teknolojide biraz şüpheli.

Her şeyin bu kadar mekanikleştiği bir
sinemada az evvel sözünü ettiğimiz o duyguyu
bulabilir miyiz peki?

Bulabilirsin. Çünkü ona göre yazıp, programı
da ona göre hazırlıyorsun. Aksiyonsa
aksiyon, bilimkurguysa bilimkurgu. Çok
zeki bir şekilde programların hazırlanması
gerekiyor. Sadece senin bakış açınla yazdığın
hikâyeyi bilgisayara nasıl yükleyeceğin
önemli, zaten o kendiliğinden yapar.
Az önce bahsettiğiniz meslek birliği
Amerika’da var. Yönetmen görüntüleri
çekiyor, kurgucuya veriyor ve kurgucu
yaptığı işi tekrar yönetmene gönderdiğinde
yönetmen bunu kabul etmek
zorunda kalıyor. Böyle bir akış var.
Çekimden önce mutlaka yönetmen, kurgucu,
senarist ve görüntü yönetmeni bir
araya gelip storyboard çizimleri üzerine
konuşma yapmıştır diye düşünüyorum.
Ondan sonra yönetmen masayı bırakıp,
çekip gidebilir. Biz Amat’la da storyboard
üzerinden çalıştık. Bir kurgucuyla bir yönetmen
bir araya gelip yönetmenin anlatmak
istediği neyse bunu konuşurlar. Daha
sonra yönetmen işi kurgucuya bırakır. Bu
bir güven meselesi aynı zamanda. Mutlaka
daha önce yapmış olduğu çalışmaları vardır
o kurgucunun. Ama bazı yönetmenler
bunu kabul etmeyip başında duruyor.

Kurgusunu yaptığınız filmleri rahat
izleyebiliyor musunuz?

Rahat bir şekilde izleyemiyorum. Bu müziğin
burada ne işi var, bu ses niye burada
diye sürekli soruyorum. Hatta bazen sadece
sesi duymak istiyorum. Bunun için de arkamı
dönüp sesi dinliyorum. Hoşuma giden
ses çalışmaları ya da müzikler varsa başka
projelerde bunları da değerlendirmek istiyorum.
Sinema sadece eğlence değil. Filmi
izlerken ya yaptığım mesleği unutmam lâzım
ya da ikisini beraber düşünmem lâzım.

Her ne kadar sonradan izlerken rahatsız
olsanız da kurguyu bir yerde
bitirmek zorundasınız. Aslında sonsuza
gidebilecek bir süreç. Nerede bitireceğinize
nasıl karar veriyorsunuz?

Ne anlatmak istediğin önemli. Buradaki
sahneyi kurgulayarak nasıl anlatabilirim?
Kurgu ve montaj sonsuzdur. Bu senin veya
yönetmenin ne istediğine bağlı. Filmin
sonlarına göre başını nasıl anlatacağın
ortaya çıkıyor. Yavaş yavaş kurguladığın
zaman filmin kendisi, bunu anlatıyor; iyi bir
çalışmayla filmi nerede bitirmen gerektiğini
söylüyor sana. Ancak yönetmen, özellikle
şu şekilde bitirmek istiyorum derse onu da
dikkate alırsın. Masada kurgularken birçok
hatayı görüyorsunuz. Hatadan çok yapılan
bir çalışmanın sonucunu görüyorsunuz. O
yüzden fikriniz değişirse kurgu masasında
filmi nasıl anlatacağınız, nasıl renklendireceğiniz,
nasıl ses kullanacağınız ortaya çıkıyor.

Kaynak: Kurgucu Sihirbaz Değildir – Ayhan Ergürsel / Hayal Perdesi, Sayı: 37, Kasım-Aralık 2013, s. 78-85 [Turkish]

Ücretsiz 28 sayfalık PDF döküman için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız.
-Hollywood Film Editörlerinden-

İNDİR

Related Posts